Her Sorunun Bir Cevabı Olmak Zorunda Değil: Sokratik Yöntem Kendimizi Anlamayı Nasıl Değiştirebilir?
“Belki de anlamak, bildiğimizden emin olduğumuz şeyleri yeniden düşünmekle başlar.”

Bir düşüncenin aklımızdan geçmesi, onun doğru olduğu anlamına gelir mi? Kaygı hissetmemiz mutlaka bir şeylerin yanlış gittiğini mi gösterir? Önemli bir kararın cevabını neden hemen bulmak isteriz? Sokratik yöntem, bu sorulara hazır yanıtlar vermek yerine düşünme biçimimizi incelemeye davet ediyor.
Bir problem yaşadığımızda çoğu zaman ilk yaptığımız şey onu çözmeye çalışmak oluyor. “Ne yapmalıyım?”, “Doğru karar hangisi?”, “Bunu nasıl düzeltirim?” gibi sorularla mümkün olduğunca hızlı bir sonuca ulaşmak istiyoruz. Belirsizlik rahatsız edici olabiliyor; zihnimiz de çoğu zaman bu rahatsızlığı ortadan kaldırmanın bir yolunu arıyor.
Ancak her sorunun hemen yanıtlanması gerekiyor mu? Bazen bir sorunun bizi geliştiren tarafı, cevabından çok kendisi olabilir mi?
Sokrates’in düşünme biçimi, bu sorular üzerine düşünmek için ilginç bir başlangıç noktası sunuyor. Sokratik yöntem, yalnızca doğru cevaba ulaşmayı değil, bir düşüncenin hangi varsayımlara dayandığını incelemeyi, farklı olasılıkları değerlendirmeyi ve gerektiğinde kendi fikrimizi yeniden gözden geçirmeyi içeriyor.
Ward Farnsworth’un The Socratic Method: A Practitioner’s Handbook adlı kitabı da Sokratik yöntemin uygulanışına odaklanıyor. Kitabı psikolojik açıdan düşündüğümde özellikle şu fikir üzerinde durmak istiyorum: Kendimizi anlamak, her zaman daha fazla cevap bulmakla değil, kendimize yönelttiğimiz soruları yeniden değerlendirmekle de ilgili olabilir.
Sokratik yöntem nedir?
Sokratik yöntem, düşünceleri sorular aracılığıyla incelemeye dayanan bir sorgulama biçimidir. Bir fikri doğrudan kabul etmek veya reddetmek yerine onun hangi gerekçelere dayandığını, ne kadar tutarlı olduğunu ve başka hangi açıklamaların mümkün olabileceğini araştırır.
Bu yaklaşımın amacı her tartışmada haklı çıkmak ya da mutlaka kesin bir sonuca ulaşmak değildir. Daha çok, düşüncelerimizi oluşturan varsayımları fark edebilmek ve kendi değerlendirmelerimizi yeniden gözden geçirebilmektir.
Psikoloji açısından bakıldığında bu yaklaşım, özellikle otomatik düşüncelerimizi, duygularımızla kurduğumuz ilişkiyi ve karar verme biçimimizi anlamak için anlamlı bir çerçeve sunar.
1. Bir düşüncenin aklımızdan geçmesi, onun doğru olduğu anlamına gelmez
Bir olay yaşadığımızda zihnimiz çoğu zaman hızlıca bir açıklama üretir.
“Beni sevmiyor.”
“Başarısız olacağım.”
“Bunu yaparsam rezil olurum.”
“Böyle hissetmemeliyim.”
Bu düşünceler ortaya çıktığında onları bazen birer yorum olarak değil, gerçekliğin kendisi olarak algılarız. Özellikle yoğun duygular yaşadığımızda düşüncelerimizin doğruluğundan şüphe etmek daha da zorlaşabilir.
Oysa bir düşüncenin zihnimizde belirmesi, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.
Sokratik sorgulama, düşüncelerimizle mücadele etmekten ziyade onları daha yakından incelemeyi önerir. Örneğin kendimize şu soruları sorabiliriz:
* Bu düşünceyi destekleyen kanıtlar neler?
* Elimdeki bilgiler bu sonuca ulaşmak için yeterli mi?
* Aynı olaya başka biri baksa ne görebilirdi?
* Bu durum için başka hangi açıklamalar mümkün?
Buradaki amaç kendimizi zorla olumlu düşünmeye ikna etmek değildir. Bir düşüncenin tek mümkün açıklama olmadığını fark edebilmektir.
Örneğin bir arkadaşımız mesajımıza yanıt vermediğinde “Artık benimle görüşmek istemiyor” diye düşünebiliriz. Ancak bu, yaşanan olaydan çıkardığımız yorumlardan yalnızca biridir. Arkadaşımızın meşgul olması, mesajı unutması veya başka bir nedenle yanıt verememesi de mümkündür.
Bilişsel davranışçı terapide de kullanılan Sokratik sorgulama, otomatik düşünceleri ve bu düşüncelerin dayandığı varsayımları değerlendirmeye yardımcı olur. Amaç düşünceyi hemen değiştirmek değil, onu inceleyebilmek için alan açmaktır.
Bazen bir düşünceyle kurduğumuz ilişkinin değişmesi, düşüncenin kendisinin değişmesi kadar önemli olabilir.
2. Duygularımızı hissetmekle, onlar hakkında vardığımız sonuçları birbirinden ayırabiliriz
Kaygı hissettiğimizde aklımızdan “Bir şeyler yanlış gidiyor olmalı” düşüncesi geçebilir. Öfkelendiğimizde birinin bize haksızlık ettiğinden, suçluluk hissettiğimizde ise mutlaka yanlış bir şey yaptığımızdan emin olabiliriz.
Ancak duygularımızın varlığı ile bu duygulardan çıkardığımız sonuçlar aynı şey değildir.
Kaygı hissetmek mutlaka tehlikede olduğumuz anlamına gelmez. Suçluluk hissetmek her zaman yanlış bir davranışta bulunduğumuzu göstermez. Öfke de tek başına karşımızdaki insanın niyetleri hakkında kesin bir bilgi vermez.
Bu, duygularımızı önemsizleştirmek anlamına gelmiyor. Tam tersine, onları anlamaya çalışmakla ilgili.
Kendimize “Bu duygu bana ne söylüyor?” diye sorabiliriz. Ardından şu sorular üzerinde de durabiliriz:
* Bu duygu hangi ihtiyacımla ilişkili olabilir?
* Şu an yaşadığım durumla mı, yoksa geçmişteki bir deneyimle mi bağlantılı?
* Hissettiğim duygu ile olay hakkındaki yorumum arasında nasıl bir ilişki var?
Bazen bugünkü bir olay, geçmişte yaşadığımız bir deneyimi hatırlatabilir. Olayın kendisi sınırlı olsa da bizde uyandırdığı duygu daha yoğun olabilir. Böyle durumlarda yalnızca “Şimdi ne oldu?” sorusuna değil, “Bu bana neyi hatırlattı?” sorusuna da ihtiyaç duyabiliriz.
Duygularımızı sorgulamak, onları bastırmak veya geçersiz kılmak değildir. Onları anlamaya çalışırken otomatik sonuçlara ulaşmak zorunda olmadığımızı fark etmektir.
3. Karar verirken hazır cevaplardan önce doğru sorulara ihtiyacımız olabilir
İş değiştirmek, bir ilişkiyi sürdürmek veya hayatımızda önemli bir karar almak üzere olduğumuzu düşünelim.
Böyle zamanlarda çoğu zaman “Ne yapmalıyım?” sorusuna odaklanırız. Bazen de kararımızın doğruluğunu onaylayacak bir başkasının görüşüne ihtiyaç duyarız. Çünkü karar vermek, yalnızca seçeneklerden birini seçmek değil, o seçimin sonuçlarını da üstlenmek anlamına gelir.
Ancak bazen kararın kendisinden önce, o kararla kurduğumuz ilişkiyi anlamamız gerekir.
“Ben aslında ne istiyorum?”
“Bu seçeneği istememin nedenleri neler?”
“Bu karar benim değerlerimle uyumlu mu?”
“Benden beklenenle gerçekten istediğim şey arasında bir fark var mı?”
Bu sorular, kararımızı etkileyen ihtiyaçları, beklentileri ve kaygıları daha görünür hâle getirebilir.
Elbette her cevabı kendi içimizde bulmamız gerektiğini düşünmüyorum. Bazen bilgiye, desteğe veya başka insanların perspektifine ihtiyacımız vardır. Ancak karar verme sürecinde kendi değerlendirmemizi tamamen başkalarının cevaplarına bırakmak da kendi ihtiyaçlarımızı gözden kaçırmamıza neden olabilir.
Psikolojik özerklik, hiç kimseye ihtiyaç duymamak değil; başkalarından destek alırken kendi düşüncemizin ve seçimlerimizin de sahibi olabilmektir.
4. Birini anlamak, onunla aynı fikirde olmak değildir
Sokratik yöntemin yalnızca kendi düşüncelerimizi incelemekle sınırlı olmadığını düşünüyorum. Bu yaklaşım, başkalarını dinleme biçimimiz üzerine de düşünmemizi sağlayabilir.
Birisi bize bir sorun anlattığında çoğu zaman cevabı çoktan hazırlıyoruz. Ne söylememiz gerektiğini düşünüyor, tavsiye veriyor veya karşımızdaki kişinin düşüncesindeki hatayı göstermeye çalışıyoruz.
“Ben olsam böyle yapmazdım.”
“Bence yanlış düşünüyorsun.”
“Bunu neden bu kadar büyütüyorsun?”
Oysa bazen karşımızdaki insanın ihtiyacı bir çözümden önce anlaşılmak olabilir.
“Bunu böyle düşünmene ne sebep oldu?”, “Senin için buradaki en zor kısım ne?” veya “Benim henüz göremediğim bir şey olabilir mi?” gibi sorular, kendi yorumumuzu hemen öne çıkarmak yerine diğer kişinin deneyimine yaklaşmamıza yardımcı olabilir.
Bu, özellikle psikoterapötik ilişkide önemli bir beceridir. Bir sorunun yalnızca bilgi toplamakla kalmayıp kişinin kendi deneyimine farklı bir açıdan bakabilmesine de alan açması mümkündür.
Birini anlamak, onunla aynı fikirde olmak veya söylediklerini onaylamak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Bazen yalnızca anlamaya çalışmak, iletişimde önemli bir fark yaratabilir.
5. Çelişkili duyguların aynı anda var olabilmesi mümkün mü?
İnsan deneyiminde üzerinde durmaya değer bulduğum konulardan biri, birbiriyle çelişiyor gibi görünen duyguların aynı anda var olabilmesi.
Birini sevip ona kızabiliriz. Bir fırsatı isteyip ondan korkabiliriz. Bir ilişkide yakınlık ararken aynı zamanda yalnız kalmaya ihtiyaç duyabiliriz.
Zihnimiz bazen bu duygulardan birini seçmemiz gerektiğini söyler: “Hangisi gerçek?”
Oysa bazen ikisi de.
Bir çocuk kardeşini sevdiği hâlde onu kıskanabilir. Bir yetişkin, bir ilişkide hem yakınlık hem de mesafe isteyebilir. Bir kararın kendisi için doğru olduğunu düşünürken aynı zamanda sonuçlarından endişe duyabilir.
Bu duyguların bir arada bulunması, kişinin mutlaka tutarsız veya kararsız olduğu anlamına gelmez. Farklı duygular, ihtiyaçlar ve beklentiler aynı anda var olabilir.
Böyle durumlarda kendimize yalnızca “Hangisi doğru?” diye sormak yerine “Bu duyguların her biri benim için ne ifade ediyor?” diye sorabiliriz.
Çelişkileri hemen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onları anlamaya alan açmak, deneyimimizi daha bütünlüklü değerlendirmemize yardımcı olabilir.
Kendimizi anlamak, her sorunun cevabını bulmakla mı ilgilidir?
Sokratik düşünmenin psikolojik açıdan önemli bulduğum tarafı, sürekli daha fazla cevap aramak yerine düşüncelerimizi ve deneyimlerimizi farklı sorular aracılığıyla incelemeyi teşvik etmesi.
Bir düşünce geldiğinde “Doğru mu?” diye sorabiliriz.
Bir duygu ortaya çıktığında “Bana ne anlatıyor?” diye düşünebiliriz.
Bir kararın eşiğindeyken “Benim için neden önemli?” sorusuna dönebiliriz.
Bir anlaşmazlık yaşadığımızda “Burada benim görmediğim ne var?” diye merak edebiliriz.
Bu sorular her zaman kesin yanıtlar sunmaz. Bazı soruların cevapları zamanla değişebilir; bazılarını ise yeni deneyimler kazandıkça yeniden değerlendirebiliriz.
Belki de psikolojik gelişim, “Artık cevabı biliyorum” dediğimiz anda değil, “Bu konuya daha önce hiç böyle bakmamıştım” dediğimiz anda başlıyor.
Kendimizi anlamak, tek seferde ulaşılan bir sonuçtan çok, düşüncelerimizi, duygularımızı ve deneyimlerimizi tekrar tekrar değerlendirdiğimiz bir süreç.
Bazen önemli olan, bir soruyu hemen cevaplamak değil; onu biraz daha yakından inceleyebilmektir.
Kaynak
Farnsworth, W. The Socratic Method: A Practitioner’s Handbook.
Eğer siz de bu konuda profesyonel destek arıyorsanız, Uzm. Klinik Psikolog Ecem Erten ile iletişime geçebilir, ruh sağlığınızı iyileştirmek için online terapi veya yüz yüze İstanbul'da psikoterapi seanslarına başlayabilirsiniz.
Yazıyı beğendiyseniz yorumlarınızı paylaşmayı ve "Terapide Zor Anılarla Yüzleşmenin Dönüştürücü Etkisi: Travmatik yaşantıları konuşmak ne işe yarar?" yazısına da göz atmayı unutmayın!
Bu yazı yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi süreçleriniz için mutlaka bir uzmana danışınız.




Yorumlar